COVİD 19 İLE MÜCADELE SÜRECİNDE GÖÇMEN VE MÜLTECİ GRUPLAR

 COVİD-19 salgını, Dünya Sağlık Örgütü tarafından ‘Pandemi’ olarak ilan edilmiş ve küresel bir tehdit olarak değerlendirilmiştir. Tüm dünyada ciddi yayılım gösteren bulaşın önlenmesi konusunda Türkiye dâhil dünya çapında büyük tedbirler hayata geçirilmiştir. Covid-19’un yaşamın her alanında kısıtlayıcı etkileri can yakıcı şekilde toplumsal yaşamı etkilemeye devam etmektedir. Bu doğrultuda en büyük kırılma alanlarından birisi ise ekonomidir. Bu durum özellikle, yoksul ve gündelik, haftalık gibi geçici, kayıt dışı sektörlerde çalışan kesimler açısından yıkıcı sonuçları artık çığlığa dönüşmek üzeredir.

 Bulaş dolayısı ile ülkemizde yüzbinlerce işletme üretimlerine ara vermek mecburiyetinde kalınmış, hizmet sektöründe ise yasal olarak durdurulmuştur. Bu arada milyonlarca çalışan işlerinden ücretli/ücretsiz izne çıkarılmış, kayıt dışı istihdam edilen yüzbinlerce çalışanın ise işlerine son verilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti birçok ülkede uygulanan maaş ödemelerinde kesintiye gitmediği gibi ücretsiz izne çıkarılan işçilere maddi destek vereceğini beyan etti.

Fakat aynı toplumsal yapının parçası olduğumuz göçmen ve mülteciler ekseriyeti kayıt dışı çalıştığı ve günlük genel - geçer işlerle hayatlarını idame ettikleri düşünülürse Covid-19 sebebiyle ortaya çıkan ekonomik daralmadan en çok etkilenen grupların başında gelmektedir.

Pandeminin bulaşma riskini azaltmak üzere kamuda uygulanan tedbirler bağlamında halkın çoğunluğu evlerinde yaşamlarını sürdürmektedir. Bu minvalde Ankara’da hastalığın en yoğun görüldüğü bölgeler göçmen ve mültecilerin yoğunlukla ikamet ettikleri ilçelerdir. Bunun başlıca sebeplerinin yetersiz beslenme, kalabalık aile grupları içinde yaşama ve salgın konusunda bilgilendirme ve tedbir donanımına ulaşmada ki yetersizlikler sayılabilir.

Dünyada iyi bir örneklik teşkil eden “Vefa Destek Grupları” uygulaması bazı illerde kamu idarecilerimizin inisiyatifi ile bazı mülteci-sığınmacı gruplara uzansa da genel itibari ile göçmenleri kapsamamaktadır. Söz gelimi korucuyu maske satışının yasak, göçmenin zaten alım gücünün düşük ve devletin maske taleplerini karşılama ağına girmedikleri göz önüne alınırsa aynı toplumsal yapı içerisinde böyle bir bulaş karşısında ihmal edilmiş bir kesimin risk potansiyelinin artması ve önlenememesinde bir gedik olarak durmaktadır.

Diğer taraftan özellikle göçmen ağırlıklı semt ve mahallelerde daha çok karşımıza çıkan salgın vakıalarının çalışma veya parçalanmış ailesinin yanına gelmek gibi insanı sebeplerle ikametgâh kaydı bulunan il dışında yaşamını sürdüren göçmenlerin hastalık belirtileri karşısında dahi bir sağlık kuruluşuna başvurusunda çekinceleri olabilmektedir. Zira idari yaptırım sebeplerinden olan ‘ikamet kaydı bulunan il dışına çıkmak’ hastane, sağlık kuruluşu kayıtlarıyla tespit edileceğinden ve sınır dışı edilme korkusundan bu hastalık belirtisi gösteren kimlik ve ikamet sorunlu göçmenler- mülteciler hastanelere gitmemekte kalabalık aile içerisinde hastalığın bulaşma ve yayılma tehlikesini arttırmaktadır.

Bu sebeplerden dolayı göçmen gurupları arasında Covid-19’un teşhis ve tedavisi konusunda zafiyet oluşmaktadır. Bulaşın önlenmesi ve hastalığa yakalananların izolasyonu konusunda hastalığın tespitinde güçlükler oluşmaktadır.

Öte yandan salgınla mücadelede boşluk oluşturan göçmen ve mültecilere çok hızlı el uzatmak hem toplumun fiziki hem de içtimai sağlığı açısından hızla önlemler alınmasını gerektirmektedir. Durumları neredeyse açlık seviyesine inmiş göçmenlerle karşılaşıyor olmak, Türkiye’nin dünyaya yansıyan “Merhamet Adası” imajına ve medeniyet değerlerimize ters bir durum oluşturmaktadır. Bu açlık seviyesinin çaresizliği korkulur ki göçmen grupları hırsızlık, gasp gibi illegal işlere yönlendirebilir. Bu durum göçmen ve yerli halk arasında onarılması güç sosyal kırılmaları da beraberinde getirebilecektir.

Bu sebeple hızla alınması gereken bazı tedbirleri kamuoyu ile paylaşmayı görev biliyoruz. Bu kapsamda Devletimiz ve Belediyelerimiz, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Sivil Toplum Kuruluşlarımız ve halkımızın sağduyusuna sesleniyoruz;

Türkiye Cumhuriyeti Devleti - İl Yöneticilerimiz ve Belediyelerimiz

  • Öncelikle devletimizin “Vefa Destek Grupları” aracılığıyla sürdürdüğü destek kapsamının göçmen ve mültecileri de kapsayacak şekilde genişletilmesi,
  • Kimlik sorunu yaşayan mültecilerin sınır dışı edilme korkusu, başka illere kayıtlı olan mültecilerin ikametgâhlarından ayrılmak zorunda kalma endişeleri giderilmeli ve sağlık kuruluşlarına bu korku ve endişeleri yaşamadan hastalık belirtisi gözlemlediklerinde başvurabilmeliler,
  • Pandemi ile yapılan mücadelenin bulaş tehditlerinin azaltılması için gelir seviyesi bitme noktasında olan göçmenlere yiyecek, dezenfektan ve maske ihtiyaçlarının karşılanması,
  • Hastanelerin kalabalıklaştırılmasının önüne geçmek amaçlı alınan tedbirleri anlayışla karşılamamıza rağmen basına da yansıdığı gibi özellikle hamile ve diğer acil vakaların kamu hastanelerine kabul edilmesi ve tedavilerinin sağlanması,
  • Göçmen ve mülteci aileler mahalle mahalle taranarak yeni doğmuş bebeklerine süt ve çocuk bezi desteği verilmesi,
  • Covid-19 salgınıyla mücadele sürecince sosyal devletin gereği olarak hayata geçirilen desteklerin kayıt dışı sığınmacı grupları da kapsayacak şekilde genişletilmesi,
  • Sosyal belediyecilik gereği, yerel yönetimlerin maddi olarak tükenme noktasına gelmiş tüm vatandaşlarımız gibi sığınmacıları da gözeten ve kaynakların yönlendirilmesinde bu ailelerin tespitinde STK ve Muhtarlarımızla irtibatlı çalışmaları,
  • Hastalıktan korunmak için gerekli olan hijyen kitlerine tüm vatandaşlarımız gibi göçmen ve mültecilerin de ücretsiz erişimi,
  • Covid-19 ile mücadelede hastaların milliyetine, ülkesine, kayıt/kimlik durumuna bakılmaksızın devlet hastaneleri tarafından kabul edilmesi,
  • Basına da yansıdığı gibi mülteci-göçmenlerin bu süreçte başka illere sevklerinin askıya alınması,
  • Bakanlıklarca veya Valiliklerce göçmenler hakkında alınan kararların mültecilere kendi dillerinde iletilmesi,
  • İhtiyaç sahibi göçmen ve sığınmacılara temel gıda ve temizlik malzemesi desteğinin ivedilikle sağlanması,
  • Göçmenler tarafından oluşturulan veya onların dâhil olduğu tüm dernek vb. kuruluşların hastalıkla mücadele sürecine dâhil edilmesi ve onlardan destek alınması,
  • İhtiyaç duyulması halinde bulaşla mücadele için göçmen-mülteci sağlık çalışanlarından da destek alınması,
  • Göçmen ve mülteci gruplarının kanaat liderlerinden destek alınarak bu insanların evde kalmaları ve toplumsal dayanışmanın arttırılması yönünde çağrıların arttırılması,
  • Avrupa birliği tarafından desteklenen ve Kızılay aracılığıyla yürütülen mevcut nakdi yardım programının faydalanıcı sayısının hızlıca arttırılması,
  • Bulaşla mücadele sürecinde öne çıkan özellikle Alo (184) çağrı merkezinde Arapça ve Farsça başta olmak üzere diğer dillerde de hizmet verilmesi,
  • Gerekli toplumsal desteğin ve dayanışmanın verilmesi amacıyla ilgili tüm paydaşlarla (Kamu-STK-Uluslararası Kuruluşlar) beraber yaşanan süreçle ilgili farkındalık faaliyetlerine devam edilmesi,

 

Birleşmiş Milletler - Avrupa Birliği – Ulusal - Uluslararası Kuruluşlar

  • Uluslararası fonlar küresel Covid-19 salgınıyla mücadele süresince Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çabasına özellikle sahaları olan mülteciler konusundaki tüm çalışmalara desteğini arttırmalı,
  • Fonlar ayrım gözetmeden Afgan, Afrikalı, Tacik, Iraklı, İranlı, Orta Asya ülkeleri, Bangladeşli vb. gibi uluslararası koruma ile geçici koruma kapsamında bulunan Suriyeliler ve hatta kayıt dışı tüm göçmenleri kapsayacak şekilde genişletilmeli,
  • Bulaş ile mücadelede toplumsal dayanışmanın arttırılması amacıyla ilgili tüm paydaşlarla işbirliği içerisinde süreçle ilgili farkındalık faaliyetlerinin desteklenmesi,
  • Özellikle ekonomik daralmanın had safhaya çıktığı bu günlerde işsiz kalan ve açlık sınırına dayanan göçmen-sığınmacılara hayatın normalleşmesine kadar kira ve fatura giderleri konusunda ek fonlamaların sağlanması,
  • Salgınla mücadelenin başladığı günden itibaren her geçen gün STK’larımıza yardım talebiyle başvuran göçmen-mülteci sayısı katlanarak artmaktadır. Doğrudan yiyecek ve gıda yardım fonlarının hızla arttırılması gerekmektedir.

 

Aziz Milletimize

  • Öncelikle ev sahiplerine seslenmek istiyoruz. Bu zor günlerde kiracılarınızın hangi dil, ırk ve milliyetten olduklarına bakmaksızın merhametle yaklaşmanız insani bir erdemdir. Bu süreçte kiracılarınızdan tahliyelerini istemek, çalışamaz duruma düşmüş insanlardan devletin vatandaşına gösterdiği müsamahanın bir benzeri tutum içinde kira alacaklarınızı en azından ertelemeniz insani bir erdemdir.
  • Müslüman halkımız Rahmet Peygamberimiz Hz. Muhammed’in “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisini bilir. Burada Resulü Ekrem efendimiz

komşunun kimliğine hiçbir atıf yapmamış sadece komşuluk hakkının bunu gerektirdiğini ifade buyurmuşlardır. Dolayısıyla bu zor günlerde etrafımızdaki zor durumda olan insanların siyasi, milli, dini, coğrafi hiçbir farkını görmeden sadece komşuluk, hemşerilik hukuku çerçevesinde gücümüz yettiğince gözetmek hem insani- ahlaki hem de dini bir yükümlülüktür. Bu konuda maddi yardımda bulunmaya gücünüz yetmeyebilir. Fakat çorbanıza 5 bardak daha su katarak kıvamını muhabbetle yoğunlaştırarak komşumuzla paylaşabiliriz.

  • Bu hastalığın bedenlerimizde açtığı yaralar, aramızdan aldığı sevdiklerimiz kadar toplumsal yapımızda da hasarlar oluşturmaması için insanlık erdemi ve vicdanımızla çevremizle dayanışma içinde bulunmalıyız. Aziz milletimiz medeniyetinden aldığı güçle her türlü zorluğu aşacak, içsel ve tarihi donanıma sahiptir.
  • Sonuç olarak devlet ve toplum olarak başarılı ve dünyaya örnek olacak şekilde canla başla yürüttüğümüz salgınla mücadeleyi zaafa uğratmamak adına yukarıda sıralamaya çalıştığımız tedbirler hayati önem arz etmektedir. Aksi takdirde salgın hem göçmen ve mülteci grupları arasında hem de Türk toplumu arasında çok hızlı bir şekilde nüksedip, yayılacağı gibi bu durumun telafisinin güç olacağı da aşikârdır. Ayrıca, ev sahibi toplumun önde gelenleri ve yabancı kanaat önderleri vasıtasıyla bilgilendirmelerin yapılması, göçmen ve mülteci gruplarda farkındalık düzeyi arttırılarak aralarında toplumsal dayanışmanın yükseltilmesi ancak bu farkındalık faaliyetleriyle aralarında fiziki temasın da en aza indirilmesi sağlanmalıdır.

GÖÇDER in daha önce yürüttüğü projelerden edindiği tecrübe, sahip olduğu göçmen gönüllüler ve kanaat liderlerinin destekleri ile bu farkındalığın sağlanmasında büyük avantaj olarak görülmektedir.

 

Kamuoyuna Saygıyla Duyurulur.